|
BESLENME
FOLKLORU VE GASTRONOMİ
Beslenme şekilleri, halk gruplarının, milletlerin, bölgelerin belli
başlı özelliklerini oluşturur. Baklava, lokum, kavurga, hedik gibi
kelimeler çevrilerek ne oldukları anlatılsa bile bir Avrupalıda
çağrışım uyandırmaz. Bizim için de mesela yılbaşı hindisinin pek
çağrışımı yoktur. Yurt dışındayken, birçok yemek adı kulağımıza veya
tadı damağımıza değer değmez çocukluğumuz, belli başlı günler,
akrabalarımız gözümüzün önüne gelir. Yemek çeşitleri, yemeklerin
adları, kültür kökenleri üzerinde çalışma yapanlara da araç olur.
Burada, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’ in Türklerde Ziraat Kültürü adını
taşıyan eserini ve Burhan Oğuz’un Türkiye Halkının Kültür Kökenleri
eserini hatırlatmak isteriz. Beslenme folklorunun bir yanı da,
kültürün çok incelmiş ve biraz bencilleşmiş bir yönü olan
gastronomiye kendimizi fazla kaptırırsak bizi
frenlemesidir.Gastronomi, milletler arasında övünme aracıdır.
Sponsor
Her
millet kendi mutfak sanatının üstünlüğünü duymak, duyurmak veya
gelişeceğini ummak ister. Fakat kestaneli ördek veya havyar ucu daima
ağır basan bir tahtaravalli haline gelmeyi istemek, bencillik olur.
Diğer uçta beslenme yetersizliği olmaması gerekir. Beslenme
folklorumuzda bizi dengeleyen ve gastronomi ufuklarında kaybolmamızı
önleyerek gerçeklere çağıran çoban sesleri, çok şükür eksik değildir.
Bunlardan biri de sessiz sedasız 1915’ de ölen, yaşarken
tanınmadığıdan yapmacıktan uzak, Bayburtlu Celali
baba’dır.Kendisinden önce ölen karısına bakın, nasıl ağıt yakmış
Celali baba… Üç kot arpa , üç kot çavdar ekerdin. Kesmik ekmeğine
hasret çekerdin. Namertlere ağu, merde şekerdin. Sözünü tekrar et,
iftiyar götür. Kesmik (saman) ekmeğine hasret çeken yoksul eşe
yazılan bu ağıt, yalnız gastronomi ufuklarında kaybolmamıza değil,
hekimlerin beslenme deyince yalnız şişmanlık endişelerini ön plana
almalarını da önleyen bir sestir.
|